31 Mayıs 2012 Perşembe

Yeni Keşfim: Altıncı Cadde!!!



Malum son zamanlarda günlük kampanyaları ve indirimleri ile dikkat çeken alışveriş siteleri revaçta. Birçoğumuzun takipçisi olduğu bu siteler genellikle giyim ve kişisel bakım ürünleri üzerine yoğunlaşıyor. Dekorasyon konusunda eksiklik olduğunu benim gibi birileri de fark etmiş olacak ki son günlerde eviniz için kampanyalar yapan sitelerin arttığını fark ediyorum. Bunlardan en dikkat çekici olanı ise son keşfim tarz sahibi evlerin alışveriş sitesi sloganıyla yola çıkan "Altıncı Cadde"... Altıncı Cadde'nin diğer alışveriş sitelerinden farkı sadece dekorasyona yönelik olması değil aslında ünlü mimarlar ve tasarımcılar tarafından hazırlanan konseptlerle birlikte üyelerine tarzlarını evlerine yansıtmalarını sağlayacak fikirleri de oluşturdukları blog'da sunuyorlar. Kendi tarzınıza uygun tasarım ürünleri her yerde bulmak maalesef çok kolay olmuyor o nedenle gerçekten çok başarılı bir girişim olduğunu düşünüyorum. Altıncı Cadde'de bulabileceğiniz ürünler gerçekten çok ilgi çekici kesinlikle bir göz atmanızı tavsiye ederim. Özellikle cuma günlerine özel yaptıkları Desinger's Friday kampanyaları tasarım ürünleri ulaşılabilir hale getiriyor. Bu arada ben ilk alışverişimi yaptım ;) Tripod abajurum gelir gelmez ürün kalitesi ve teslimatla ilgili bilgiyi de iletiyor olacağım....

İşte size Altıncı Cadde'nin ürünlerinden birkaç örnek;


Areaware - Çarpık Şamdan


Popdeco - Koltuk


Areaware - El Askı


Name Design - Porselen Koltuk



Thonet - Sandalye





6 Nisan 2012 Cuma

Hayat En Güzel Hediye...


"Mutlu musunuz?"

Uzaklarda mı arıyoruz mutluluğu? Bazen yanımızdan geçerken omuzumuza dokunuyor da görmezden mi geliyoruz? Ara ara nereye kadar? Bitmedi mi bu neyi aradığımızı bilmediğimiz arayış? En basite, sakinliğe, içten olana dönmek istiyoruz farkında olmadan. Bunu gerçekten isteyenler bir doyma noktasına ulaşıp kendiyle barışıyor, “Ben buyum” diyor ve mutluluğu kendince tanımlıyor. Bunu istemeyenlerinse daha gidecek yolu var ki, bu da bir çeşit mutluluk tanımıdır. Biliyoruz ki hepimiz aynı değiliz. Hepimizin mutluluk kriterleri başka...
Mesela La Fontaine'e göre “Mutluluk elde ettiğini sevmektir”  
Peki içinde bulunduğumuz düzende sadece elde ettiklerimizle mutlu olabiliyor muyuz? Yoksa olanın değil de olmayanın peşinden mi koşmaya başladık. Ulaşabileceğimiz her şey bize sıradan gelirken ötekini, uzaktakini, daha güzelini, uygunsuzunu hatta daha zor olanını elde etmek mi mutluluk vermeye başladı bize.
Reçetesi olmayan, parayla satılmayan, yaşadıkça keşfedilen ya da hiç farkına varılmayan, belki odaya sızan bir güneş ışığında, belki de hep hayalini kurduğunuz spor arabada gizli olan herkesin peşinden koştuğu mutluluk nedir gerçekten??? Uzmanlara göre mutluluk dışarıda değil en yakınımızda, sevdiklerimizin yanında bulunduğunda gerçek… Onlara gore mutlu olmanın sırrı çevremiz ve en yakınlarımızla kurduğumuz ilişkilerde gizli…
Her şeyin hep daha güzeli daha iyisi varsa bu mutluluk için de geçerli değil midir? Bu arayış hiç bitmez ama bizi bitirir. Mutluluğu takıntı olmaktan çıkarmak gerekiyor öncelikle çünkü bu takıntı bizi bitmek bilmez bir arayışa sürüklüyor… Bu arayışın içimizde yarattığı boşluğu tüketerek doldurabileceğimizi düşünürken içimizdeki boşluk günden güne büyüyor. Yapılması gereken mutluluğun tanımını ve nerede aramamız gerektiğini gözden geçirmek…  Belki en doğrusu mutluluğu unutarak hayata devam etmek… Bu cümleden mutlu olmaktan vazgeçin dediğimi düşünmeyin sadece mutlu olmaya çalışarak mutsuzluğu peşinizden sürüklemeyin… Kendimizi mutluluğa zorlamak çözüm olmuyor, hayatın zor ve mutluluğun bir istisna olduğunu artık kabul etmemiz gerekiyor… Bir kere de mutluluğun peşinden koşmak yerine bugüne kadar aldığımız en güzel hediye olan hayatı sadece yaşayarak mutluluğun gelebilme ihtimaline bir şans vermeye ne dersiniz…

Bol Şanslar::)))

21 Mart 2012 Çarşamba

Bir Düğün Hikayesi...

Haftasonu üniversiteden arkadaşımın düğünü için İzmir'deydim. Bu düğün aracılığıyla ilk defa sizlerle ne giydiğimi paylaşmak istedim. Blogumu oluştururken aklımda bu tarz yazılar yazmak yoktu ama o kadar eğlenceli ve güzel bir düğün oldu ki onu bir şekilde paylaşmaya karar verdim... Güzeller güzeli arkadaşım gelinlikle tam bir prensese dönüşmüştü asıl amacım onu ve gelinliğini de sizlerle paylaşmak aslında... Malum düğün sezonu açıldı ve belki gelinlikle ilgili fikirler ihtiyacınız vardır::)) Hazırlık aşamalarında yanında olamadığım için gelinliğin nereden olduğunu bilmiyorum ama isterseniz bir telefonla sizin için öğrenebilirim. Düğün Tepekule'de idi ve kesinlikle düğün yapmayı planlayanlar için tereddütsüz tavsiye edeceğim bir mekan... Yemekler muhteşemdi ve tabi ki Körfez manzarası da cabası::)) Hiç oturmadığım ve gerçekten herkesin eğlendiği çok güzel bir düğündü devamı 31 Mart'ta olacak onun detaylarını da paylaşıyor olacağım...

Canım arkadaşlarım Sevgi&Eren'e mutluluklarr diliyorum...


Elbise: BSB
Ayakkabı: Beymen
Küpe: Özel Tasarım


Not: Saçlarım maşa sonrası sihirli elleriyle Alsancak Highlights'tan Kayhan'ın eseri::)))
Kendim yapmış gibi doğal ve tam benlik...





Vee Kameralara son gülümsemelerr.:)))



20 Mart 2012 Salı

İkonik parça - Mini Etek

1960'lardaki tüm politik ve kültürel değişimlerin tam ortasında, dönemin en kalıcı ve tartışmalı ikonu mini etek gün ışığına çıktı. 1962 yılında terzilik yapan Mary Quant almış olduğu eteğe bir makas darbesi vurduğunda aslında modada nasıl bir çığır açtığının farkında mıydı bilinmez ama bu küçük ve seksi kumaş parçası, tüm zamanların en büyüleyici paradokslarından bazılarını temsil ediyordu; güç ve savunmasızlık, bağımsızlık ve memnun etme isteği, üstünü örtme ve ortaya koyma, olgunluk ve oyunculuk, özgürlük ve sömürü. Bir makas darbesiyle hayat bulan moda ikonu mini etek 50.yılında hala vazgeçilmezler arasında... Onu tanımlamak oldukça zor aslında 60'lı yıllarda ortaya çıkan mini etek diz hizasından 10 cm yukarıdaydı. Günümüze kadar birçok tasarımcı tarafından değişik şekillerde yorumlandı. Kadınların gözdesi olan bu ikon, erkekler için aynı zamanda hem sevilen hem de istenmeyen parçaların başında geldi yıllardır.
Mary Quant'a tesekkur etmeden geçemeyeceğim benim de vazgeçilmezlerim arasında olan mini etek her daim özgür, enerjik, genç, devrimsel ve geleneklere aykırı... Onu ister günlük hayatınıza enerji ve eğlence katmak için isterseniz de duruşunuzu güçlendirmek için kullanın farketmez ona her durumda güvenebilirsiniz tabi bir de bacaklarınıza güveniyor olmanız lazım... Yazın giyeceğiniz mini eteklerden önce benim gibi yeni blogger olan arkadaşım  "En Sevdiğim: Aynadaki Kendim"'in bacaklarla ilgili yazısını incelemenizi tavsiye ederim...

http://www.nzlgrck.blogspot.com/2012/03/yaz-geliyor.html

Mini etekle birlikte nice yıllara ;))















14 Mart 2012 Çarşamba

Mucizevi Serumlar...

Aslına bakarsanız advertorial yazılar yazmayı pek sevmiyorum ancak kullandığım bir üründen duyduğum memnuniyeti sizlerle paylaşmadan geçemeyeceğim. 30'lu yaşlarının başında biri olarak 6 aydır Estee Lauder'in Advanced Night Repair serumunu kullanıyorum. Dünyada en çok satılan ve birçok araştırma sonucu etkisi kanıtlanmış olan bu serum doğal içeriği ile çok erken yaşlardan itibaren kullanılabiliyor. Gece cildinizi temizledikten sonra uyguladığınızda sabaha kadar cildinizin gün boyu maruz kaldığı kötü etkileri engellemek için çalışıyor. Gerçekten de işinde çok başarılı olduğunu söylemem lazım... Cilt DNA'sının onarılmasını ve cildinizin daha pürüzsüz olmasını sağlarken cilt tonu düzeltmeye de yardımcı oluyor. 



Tekin acar mağazasındaki Estee Lauder uzmanının tavsiyesi ile aynı serumun 21 günlük konsantresini de denedim ve tüm vaatlerini yerine getirdiğine gördüm. Cildim 21 günlük kürün ardından daha pürüzsüz, yumuşak ve ince çizgiler atık daha az belirgin. Sonuçlarından memnun kalıp devam etmemelisiniz çünkü 21 günlük kürler arasında en az 6 ay olması gerekiyor. Tabi kürün sonrasında normal serumu kullanmaya devam...




7 Mart 2012 Çarşamba

Degrade Saçlar...

Bahar ve yaz ayları yaklaştıkça benim saçlarımla ilgili yapmak istediklerim gitgide artıyor. Ancak son yaşadığım kuaför kazasından sonra zar zor uzattığım saçlarımı kestirmeye kıyamıyorum. 6 sene sonrasında nihayet uzun denebilecek boyuta geldiler ve kararlıyım en az bir sene bu şekilde kullanmaya devam edeceğim. Ama bu renginde bir değişiklik olmayacağı anlamına gelmiyor. Marjinal renk değişiklikleri pek bana göre değil aslına bakarsanız ama 2012 yaz saç renk trendleri insanı yoldan çıkaracak cinsten... Bütün bir renk değişimine kalkışır mıyım bilmem ama daha 2011 yılından beri kullandığım ve çok sevdiğim Ombre trendini sizlerle paylaşmak istedim....
Bazılarınızın nedir şimdi bu Ombre dediğini duyar gibiyim... Ombre aslında fransızca bir kelime ve "degrade gibi gölgeli" anlamına geliyor. Bu renkte saç dipleri kendi renginde kalırken isteğinize göre uçlara doğru yapılan balyajlarla degrade bir görünüm sağlanıyor. Renk seçiminize göre saçlarınız güneşte kendiliğinden açılmış hissi yaratıyor. Yaklaşık bir yıldır saçlarımı bu şekilde kullanıyorum ve eğer sizde benim gibi kalıp gibi duran gölgelerden hoşlanmıyorsanız kesinlikle denemelisiniz... Yoğunluğu ve rengi tamamen size kalmış ama bu yöntemi bilen bir kuaför olmasına dikkatt::)) Çünkü yapılırken krepe yöntemi kullanılması gerekiyor... 
İddalısından doğalına örnekler belki işinize yarayabilir...









3 Mart 2012 Cumartesi

Miu Miu'nın Sanat Eseri Yaz Çantaları...

Çantaları ile moda dünyasında önemli bir yere sahip olan Miu Miu bu sene bir adım öteye geçerek 4 uluslararası moda haftasını kutlamak için vintage esintili 46 parçalık sınırlı sayıda bir koleksiyon hazırladı. Krokodil, brokar, dantel, kadife, keten ve saten gibi lüks materyallerle hazırlanan el çantaları çok kapsamlı ve çok albenili trendler ve renkler sunuyor. Bana göre koleksiyon çok esintili... Şekil itibariyle 60'lı yıllar esintisinde olan çantaların bazıları renk ve deri aplik desenleri ile western etkisine kapılmış gibi... Desenli modellerin de görünüşünüzü uçurması garanti gibi... Canlı renklerin yanı sıra sezonun favorisi pastel tonlar da koleksiyon da yerini almış... Bana göre bu koleksiyon modanın da aslında bir sanat dalı olduğunu kanıtlar gibi...